Penceredeki hayat

Yumuk yumuk gözlerini, uyanmanın verdiği mutsuzluktan güne başlamanın verdiği sevince geçerken oluşan Mona Lisa gülümsemesi tamamlıyordu. Penceresinden dışarı bakıyordu; doğanın pudra şekerli bir merhabasıydı bu görünen. Kiremitlerin kırmızısı pastel bir hava katıyordu.

Çocuklara sinirlenmemekte de haksız değildi; kardan adam yapıyorlardı, kadını ötekileştirdiğinin farkında olmadan.

Ve bir çocuğun geçim umudunun sesi kulaklarında çınlıyordu; "simiiiiiit". Bu çocuklar çok alemdi. Tekrar çocuk olası gelmişti onun da.

Penceresine konan kuş, bu soğukla mücadele eden yorgun savaşçıların olduğunu hatırlatmıştı ona. Belki de bu savaşçılardan biri, binanın hemen altındaydı ya da yan sokakta ya da oralarda bir yerlerde işte. Hiç zaman kaybetmeyip deklanşörüne basarak; soğuk, beton, yalın ayak gibi kelimelerden oluşan siyah beyaz bir enstantene yakalayıp dünyanın gerçeklerini paylaşmalı ve kaç kişinin beğendiğini görmeliydi ama işte henüz yeni uyanmıştı. Avucuna doldurduğu suyu yüzüne çarptı; yağmurun bile böyle elleri yoktu.
 

Tuğrul ELMAS