Patatesli yumurta

İlk olarak adını, salonda yaptığımız maçın bitiminde yorgun yüreklere serpilen "acıktık di mi? Patatesli yumurta yapalım mı?" manşetinde duydum ve yarım saat sonra karşımda gördüm seni; hızlıydın. Çatalın sana karşı bir hakaret olduğunu o an anlamıştım ve elimdeki ekmeği basmıştım bağrına; tatlıydın.

Oysa bardağa atılan çay kaşığının çıkardığı sesle uyandığım günler henüz çok yakındı bana. Her sabah farklı bir menü karşılardı beni ve her menü muazzam bir tada sahipti. Bunları hazırlamak için sanatçı olmak gerekirdi ve ne yazık ki o sanata veda vakti gelmişti. KYK beni beklemekteydi. Sanatçının elinden çıkan kahvaltı, yerini kuru bir tosta, içindeki peyniri bulana ödül verilen poğaçaya ve küçük bir reçele bırakmıştı. Tuzsuz, renksiz çorba ve sert pilav her akşam yüzüme bakıp gülüyordu pis pis. Sana ulaşmam gerekiyordu.

Sana ulaşmak için seni gördüğüm o ilk yere yani öğrenci evine tekrar gittim. Mutfakta tek başıma beklerken köşeden çıkarak, "ce ee" yapılan çocuğun suratındaki o anlamsız gülüşü benim suratıma yerleştirdin. Daha sonra çok ev değiştirdim ama beni hiç bırakmadın. Her gün ama her gün yanımda oldun. Memleketten gelen kavurmanın küflendiği gün beni sen teselli ettin. Akşam derslerine beni sen yolculadın. Hafta sonları günaydınım sen oldun.

Oysa ben senin için daha çok yiyebilmek kaygısıyla karşımda oturan arkadaşı lafa tutmaktan başka bir şey yapamadım. Üzerimde çok emeğin var, öl desen ölürüm patatesli yumurta.


Tuğrul ELMAS