Kahvesini kendi getiren arkadaş

Bu hayatta hep ilginç şeyler beni gelip buldu. Misal; bir sınıfın kız sayısını artırmak için o sınıfa dahil oldum, yüzümdeki sakallara inat. İşten çıkmışım, kafa karma karışık, dersin başlaması için sınıfın dolmasını bekleyen bir hocaya bakıyorum. Başka bir hoca kafasını uzatıyor kapıdan; "arkadaşımızın kendi oluşturduğu bir marka hakkında sunumu var fakat ürün bayanlara yönelik ve sınıfta o arkadaştan başka bayan yok. Zamanınız varsa dinleyebilir misiniz?" diyor. Bütün sınıf hareket edince ben de hareket ediyorum.

Sunum başlıyor; memnun olmadığı bir işte çalışırken hobisi olan modaya yöneldiğini ve çok cüzi kârlar hedeflerken iyi para kazandığını, çok çalıştığını ama çok mutlu olduğunu, alt markalar oluşturmak için çalışmalarının bu hafta tamamlanacağını falan anlatıyor. İster istemez düşünüyorum "benim ne hobim var?" sonra sadece yaşamak için yaşadığım aklıma geliyor. Ekstra hiçbir şeyim yok. Nefes al, nefes ver... Saat akşamın on buçuğu oluyor. Sadece öğle yemeği yediğim aklıma geliyor. Beklenen mesajın hâlâ gelmediğini görüyorum. Sonra kötü oluyorum. Eve gidecekken ayaklarım önce tekele uğruyor. "akşam olmuş, güneş batmış Müzeyyen Senar dinlemeyip de ne halt edeceksin?" teorimin ispatına geçiyorum.

Gecenin bir yarısı zilim çalıyor. Yemek siparişi vermediğime göre beni ilgilendirmeyen bir zildir diyorum ama ikinci defa ısrarlı bir şekilde çalıyor.

- Kim o?
- Tanrı misafiri.

"Tanrı misafirine her daim kapı açılır" diyorum ve beklemeye koyuluyorum. Uzun süredir görmediğim tanıdık iki yüz, bana bakıyor ve ellerindeki kahveyi uzatıyor. Mutlu oluyorum.


Tuğrul ELMAS